İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün mülteci ve göçmen haklarından sorumlu kıdemli danışmanı Nadia Hardman, davalarla bağlantılı kişilerle temas kurduğunu ve bilgi edindiğini belirtti. Hardman, "Toplu cezalar, hiçbir usul güvencesi içermeyen toplu yargılamalar ve cezanın ne zaman infaz edileceğini bilmeden bekleyen tutuklular var" dedi.
Suudi makamları, hukuki sürecin adil olmadığı yönündeki iddialara ilişkin yorum talebine yanıt vermedi. Ancak her idamın ardından resmi haber ajansı aracılığıyla bir açıklama yayımlanıyor.
Açıklamalarda, soruşturma, dava, temyiz, Yüksek Mahkeme kararı ve ardından kraliyet kararnamesinden oluşan açık bir sürecin olduğu ifade ediliyor.
Ayrıca cezanın, vatandaşları "uyuşturucu belasından" ve bunun verebileceği zararlardan koruma kararlılığını yansıttığı belirtiliyor.
Habtom, cezaevi hücresindeki duvara monte telefon aracılığıyla ailesiyle zaman zaman iletişim kurabildiğini, ancak onlara idam hücresinde olduğunu söylemediğini aktarıyor. "Şimdi öğrenmelerindense öldükten sonra haber verilmesini tercih ederim" diyor.
Liseyi bitirmeyi, üniversiteden mezun olmayı ve anne babasını desteklemek için bir iş bulmayı hayal eden Habtom, Tigray savaşı nedeniyle bu planlarının sona erdiğini belirtiyor. "Hedefim yok edildi, bu yüzden göç etmeye karar verdim" diyor.

Habtom, 2021 yılında Suudi Arabistan'a yaptığı tehlikeli yolculuktan sağ çıktıktan sonra düşük ücretli bir çobanlık işi buldu. Ancak işverenleri ona ve başkalarına daha fazla para kazanma fırsatı sundu.
Kendilerinden bir paket teslim etmeleri istendiğini, ancak yolda polis tarafından durdurulduklarını ve Afrika Boynuzu'nda yaygın olarak kullanılan doğal bir uyarıcı olan khat yaprağıyla yakalandıklarını anlatıyor.
Resmi Suudi açıklamalarında haşiş kaçakçılığından söz edilirken, BBC'nin konuştuğu kişiler khat taşıdıklarını ifade ediyor. Habtom, "Ne taşıdığımızı bilmiyordum. Daha sonra bunun khat olduğunu söylediler. Khatın ne olduğunu bile bilmiyorum" diyor ve teklif edilen para nedeniyle bu işi kabul ettiğini ekliyor.
Habtom, "Bilmeden hata yaptığını" kabul ettiğini ve idam cezasının hapis cezasına çevrilmesini umduğunu belirtiyor. Etiyopyalı mahkum arkadaşlarından üçü nisan ayında idam edildi. Haziran ayında ise dokuz kişi daha idam edildi.
Nisan ayındaki infazlar, insan hakları kuruluşlarının ve Etiyopya Ortodoks Kilisesi'nin etkili lideri de dahil olmak üzere bazı önde gelen Etiyopyalı isimlerin tepkisini çekti. Patrik Abune Mathias, hükümete Suudi makamlarıyla müzakere etme çağrısında bulundu ve mahkûmları "sesi duyulmayan çocuklar" olarak nitelendirerek onların "ölümün gölgesinde" yaşadığını söyledi.

HRW, Nisan'da yayımladığı raporda Suudi makamlarına Etiyopyalı göçmenlerin idamlarını derhal durdurma ve tüm davaların uluslararası hukuka uygun şekilde yürütülmesini sağlama çağrısında bulundu. Ayrıca Etiyopya Dışişleri Bakanlığı'ndan acilen devreye girmesini ve konsolosluk desteği sağlamasını istedi.
Suudi Arabistan'daki Etiyopyalıların güvenliği konusu, Mayıs'ta Addis Ababa'da Etiyopya Dışişleri Bakanı Gedion Timothewos ile Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Valit Kuraji arasında yapılan görüşmede de gündeme geldi. Bunu Haziran'da Etiyopya Büyükelçisi Tafa Tulu Dadi'nin cezaevini ziyareti izledi.
Ancak mahkumlar, durumlarını anlatmak için yeterli süre verilmediğini düşünüyor. Ayrıca ziyaretin etkisinin sınırlı kaldığı görüldü; sonraki hafta daha fazla Etiyopyalı idam edildi.
Afrika Birliği İnsan Hakları Komisyonu da Etiyopya'yı, Suudi Arabistan'da idam tehdidiyle karşı karşıya olan vatandaşlarının yaşamlarını korumaya çağırdı.
Etiyopya Dışişleri Bakanlığı, ölüm cezasına doğrudan değinmeden, 13 Temmuz'da yayımladığı açıklamada Suudi makamlarla düzenli temas halinde olduğunu ve "zor koşullarla karşı karşıya olan Etiyopya vatandaşları için uygun çözümler üzerinde çalışıldığını" belirtti. Açıklamada ayrıca "bugüne kadar" yaklaşık 2.000 Etiyopyalının "kraliyet aflarından yararlandığı" ifade edildi, ancak suçlar veya cezalar hakkında bilgi verilmedi.

Diplomatik girişimlerin sonucunu bekleyen mahkumlar, aşırı kalabalık cezaevlerinde zorlu koşullara katlandıklarını aktarıyor. Cezaevinin başka bir bölümünde bulunan ve adını değiştirdiğimiz Desta, kendi koğuşunda 90 kişi için tasarlanmış bir alana 200 kişinin sıkıştırıldığını, 45 ranza bulunduğunu anlatıyor.
Desta, gündüzleri mahkumların boğucu koşullarda yan yana sıkışmış halde yerde oturduğunu, gece sıcaklık düştüğünde ise çarşaf yerine çöp poşetleriyle örtündüklerini söylüyor. "İdam stresi ve aşırı kalabalık koşullar bizi hastalığa ve kaygıya açık hale getiriyor" diyor.
Desta, "Gardiyan kapıyı yalnızca yiyecek getirmek için açıyor, ağzını ve burnunu maskeyle kapatıyor. Kapının açıldığı tek an bu. Yemeği verdikten sonra hızlıca kapıyı kilitleyip gidiyor. Onlara soru sormak veya konuşmak mümkün değil. Sorsanız bile ağır şekilde dövülüyorsunuz" diyor.
Desta, üç yıldan fazla süre önce Yemen'den sınırı geçmeye çalışırken yakalandığını ve uyuşturucu kaçakçılığıyla suçlandığını anlatıyor. "Dört Etiyopyalıydık ve yanımızda bir Yemenli vardı. Güvenli yolu bildiği için sınırı güvenle geçirmemize yardım edebileceğini söyledi. Karşılığında khat içeren paketleri taşımamızı istedi ve hatta bize para ödemeyi vaat etti. Ne yazık ki sınırı geçtikten kısa süre sonra polis tarafından yakalandık. Bize ateş açtılar. Yemenli adam kaçtı ama biz kaçamadık. Şaşkındık ve nereye gideceğimizi bilmiyorduk" diyor.
Desta, ölüm cezasına çarptırılacağını hiç beklemediğini ve cezaevinde yattıktan sonra ülkesine döneceğini düşündüğünü ifade ediyor. Ancak o da ölüm cezası gerektiren suçlamaları içeren Arapça bir belgeyi imzalamaya zorlandığını aktarıyor. Daha sonra mahkemeye çıktığında suçlamalara itiraz etmesine izin verilmediğini ve hukuki temsil hakkından yararlanamadığını belirtiyor. Desta, "İlk gün hakimin karşısına çıktığınızda 'Suçlamaları kabul ediyor musun?' diye soruyor. İkinci duruşmada ise sizi idama mahkum ediyor" diyor.